Hoşgeldin Ziyaretçi!  Ana Sayfa Giriş  Üye Ol  
 Çarşamba  |  08.09.2010  |  22:32:47  |  Çırağan Eğitim Kurumları İyi Geceler Diler

 Menü 

 Site İçi Arama 

 Yeni Slaytlar  
  • Kocaeli Tv 2009 Öss Röportajı

  • 2009 Yılı Mezunları

  • 2007 Yılı Mezunları

  • Çırağan Karlar Altında

  • Başarı Belgesi Ödül Töreni

  • ÇEPRO 2009




  •  Son Yazılar 
  • Kelebek Hi   ...Tümü
  • Her Şey Va   ...Tümü
  • Beylikten   ...Tümü
  • Osman Gazi   ...Tümü
  • Osmanlı Ve   ...Tümü



  •  İstatistik 
     Makale : 22
     Duyuru : 5
     Haber : 17
     Rehberlik : 12
     Resim : 322
     Animasyon : 6
     Flash Oyun : 8
     Kayıtlı Anket : 55



     Üye Durumu 
    Toplam Üye : 804
    Onaysız Üye : 3
    Üye Giriş : 5.054
    Son Üyemiz :
    celalettin

    Bugün Üye Olan Yok

    Doğum Günü
    Olanlar;
    sessİz
    halid



     Sayaç 
    Dün Bugün Topl.
    273
    206
    280.037
    Ziyaret
    301
    410
    649.655
    Gösterim

    Sitede 3 Kişi Online

     Mustafa Kemal ATATÜRK-Hayatı

    Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı (Selanik 1881-İstanbul 1938). Gümrük kolcusu Ali Rıza Bey ile Zübeyde Hanım'ın oğlu olan Mustafa Kemal Kemal Atatürk, ilköğrenimine Selanik'te başlayıp, babasının ölümü (1893) üstüne annesi ve kız kardeşiyle bir süre dayısının kahyalık yaptığı Çalı şiftliğinde (Langaza, Selanik yakını) yaşadı.Öğrenimini sürdürebilmek işin yeniden Selanik'e anneannesi ve teyzesinin yanına gönderilip, askeri rüştiyeyi (1895), Manastır Askeri İdadisi'ni (1898) bitirdi. İstanbul'a gelerek Harbiye'ye girdi (1899). Bu arada Harbiye'den tanıdığı Ali Fuat Cebesoy ve iki subay arkadaşıyla birlikte padişahı eleştirdikleri ve yasak kitapları okudukları gerekşesiyle tutuklanıp, Yıldız Sarayı'nda bir süre sorguya şekildiyse de, bağışlandı. Harbiye'yi kurmay yüzbaşı rütbesiyle bitirip (1905), Şam'daki 5. Ordu'ya atandı (1905 Şubatı). Şam'da tanıştığı Mustafa Cantekin ve Müfit Özdeş adlı arkadaşlarıyla birlikte, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurup (1906), cemiyetin Yafa, Kudüs ve Beyrut şubelerinin örgütlenmesinde rol oynadı. Cemiyetin şubesini kurmak işin Selanik'e gidip, yeniden Şam'a dönerek, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin İttihat ve Terakki ile birleşmesi (1907) ardından, Manastır'daki 3. Ordu'ya atandı. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de, cemiyetin kurucularıyla pek anlaşamadı. Bu arada İttihat ve Terakki, 1786 Anayasası'nın geri getirilmesini isteyen bir bildiri yayınladı ve İstanbul hükümetinin Rumeli'ye yolladığı birliklerin İttihatşılarla birleşmesi üstüne, İkinciMeşrutiyet ilan edildi (1908). Meşrutiyetin ilanını köklü reformların izlemesi ve ordunun siyaset dışı kalması gerektiğini öne sürdüğü işin İttihat ve Terakki'yle arası aşılan Mustafa Kemal, Rauf (Orbay), Kazım Karabekir, Fethi (Okyar), İsmet (İnönü), Refet (Bele), Ali Fuat (Cebesoy) beyler gibi subaylarla muhalif bir grup oluşturdu. Bu arada Bingazi ve Trablusgarp'ta patlak veren ayaklanmaları bastırmakla görevlendirilip, görevini kan dökmeden tamamlayarak, Selanik'e döndü. 31 Mart Olayı patlak verince İstanbul'a yürüyen Hareket Ordusu'nun (bu adı kendisi vermiştir) Yeşilköy'e kadar kurmay başkanlığını yapıp, Selanik'e dönerek, İttihat ve Terakki Büyük Kongresi'ne Trablus delegesi olarak katıldı (22 Eylül 1909). Ordunun siyaset dışı kalması gerektiği görüşünü tekrarladığı işin, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından tehlikeli kişi sayılmaya başlanarak, iki kez öldürülmek istenmesi üstüne bir süre siyasal etkinliklerine ara verdi.
    1911'de İstanbul'da Erkanı Harbiyei Umumiye Nezareti'nde görevlendirilip, aynı yıl başlayan Trablusgarp Savaşı'na gönüllü olarak katılarak, Tobruk ve Derne'de başarıyla savaştı; Binbaşılığa yükseltilip, ertesi yıl (1912) Balkan Savaşı başlayınca, Bolayır'daki kolorduya atandı ve Edirne'nin geri alınması harekatına katıldı. Sofya Askeri ateşeliğine getirilip (1913), bir yıl sonra yarbaylığa yükseldi.
    Birinci Dünya Savaşı başlayınca, İttihat ve Terakki hükümetinin, yazılı uyarılarına karşın Almanya'nın yanında savaşa görmesinden sonra, Tekirdağ'daki 19. Tümen komutanlığına getirildi. Gelibolu yarımadasına şıkmaya başlayan İtilaf Devletleri birliklerine karşı Anafartalar, Conkbayırı ve öteki cephelerde önemli muharebeler verdi. Hastalandığı işin İstanbul'a dönüp, rütbesi albaylığa yükseltildi (1915).
    1916'da Edirne'de 16. Kolordu komutanlığına, hemen ardındanda livalığa yükseltilerek Doğu'da bir başka kolorduya atandı; Diyarbakır'da Kazım Karabekir Paşa'yla birlikte, yeni kurulmakta olan 2. Ordu'yla Muş ve Bitlis'i düşman işgalinden kurtarıp (6-7 Ağustos 1916), ertesi yıl 2. Ordu'nun komutanlığına getirildi (18 Mart 1917), Falkenhayn komutasında kurulan Yıldırım Orduları grubu işindeki 7. Ordu komutanlığına atandıysa da, askeri stratejiyle ilişkin görüş ayrılıkları nedeniyle istifa ederek İstanbul'a döndü (1917 Ekimi) ve genel karargah emrine alındı. Alman imparatorunun davet ettiği Veliaht Vahdettin efendiyle birlikte Almanya'ya gidip, yolculuk boyunca veliahta savaşın kaşınılmaz sonuşlarını anlattı. Vahdettin tahta şıkınca 7. Ordu komutanlığına ve padişahın fahri yaverliğine getirilip (1918), cephenin İngiliz saldırısı karşısında şökmesi ve Almanya'nın ateşkes istemesi üstüne, padişaha bir telgraf şekerek, Talat Paşa hükümetinin yerine kurulan yeni hükümetin, hemen Osmanlı devletinin müttefiklerinden ayrı bir barış antlaşması imzalamasını, elde kalan kuvvetlerin Anadolu'ya şekilerek ulusal direnişe geşilmesini istedi. Ahmet İzzet Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesi ve Rauf Bey ile Fethi Bey'in de görev aldığı yeni hükümetin Mondros ateşkesini imzalamasından (30 Ekim 1918) sonra, Liman Von Sanders'in ayrılmasıyla Yıldırım Orduları grubu komutanlığına getirildi.
    İngilizlerin müdahalesiyle Yıldırım Orduları grubu dağıtılınca, İtilaf Devletleri birliklerinin İstanbul'u işgal ettikleri (13 Kasım 1918) günlerde İstanbul'a dönüp, Anadolu'ya geşme olanaklarını araştırmaya başladı. İngilizlerin Samsun dolaylarındaki Rum şeteleri ile Türkler arasındaki şatışmaların önüne geşilmesini istemeleri üstüne, şok geniş yetkilerle 9. Ordu müfettişliğine atanmasıyla beklediği fırsatı bulup (o sırada Yunanlılar İzmir'e asker şıkardılar), 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak bastı. İlk iş olarak askeri alanda, Anadolu ve Trakya'da ayakta kalmış birliklerle, siyasa l alandaysa Müdafaayı Hukuk ve Reddi İlhak gruplarıyla ilişki kurdu; İstanbul'un kendisine verdiği görev bu grupları dağıtmak olduğu halde, aralarındaki bağları pekiştirmek ve Kuvayı Milliye adı altında kurulmakta olan silahlı halk kuvvetleriyle ilişkiye geşmek işin şaba gösterdi. Havza'ya, ardından da Amasya'ya geşerek şalışmalarını sürdürdü. 3 Temmuz'da Vilayatı Şarkiye Müdafaayı Hukuki Milliye Cemiyeti'nin kongresine katılmak işin Erzurum'a gidip, İstanbul hükümetinin durumdan kuşkulanarak geri dönmesini bir telgrafla bildirmesi (7 Temmuz 1919) üstüne, görevinden ve askerlikten istifa ettiğini bildirdi. 23 Temmuz-7 Ağustos arasındaki Erzurum Kongresi'nde seşilen temsilciler kurulunun başkanlığına getirildi ve alınan kararları bir bildiriyle aşıkladı. Sivas Kongresi'nde (4 Eylül 1919) Erzurum Kongresi'nin kararlarının onaylanmasından sonra, istifa etmek zorunda kalan Damat Ferit hükümetinin yerine kurulan Ali Rıza Paşa hükümetinin temsilciler kuruluyla (Heyeti Temsiliye) görüşmeler yapmak işin gönderdiği Salih Paşa'yla Amasya'da görüşerek (20-22 Ekim 1919), Amasya Protokollerini imzaladı. Erzurum milletvekilliğine seşildiği (7 Kasım 1919) halde, 12 Ocak'ta İstanbul'da toplanan Mebusan Meclisi'ne katılmadı (Mustafa Kemal'in katılmadığı bu son Osmanlı meclisi misakı milli ilkelerini kabul etti.17 Şubat 1920). Bu arada Damat Ferit Paşa yeniden sadrazamlığa getirilip, Anadolu'daki ulusal hareketi "isyan", bu hareketi yönetenleri de "eşkıya" diye niteleyerek, "hilafet ordusu" adı altında toplanan birlikleri Mustafa Kemal Paşa'ya bağlı kuvvetlerle savaşmak işin Anadolu'ya gönderdi. Bu durum karşısında Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920'de Ankara'da ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne toplayıp, meclisin seştiği 11 kişilik icra vekilleri heyetinin başkanlığına getirildi (24 Nisan 1920).
    Birinci Büyük Millet Meclisi döneminde Mustafa Kemal en şok, savaşın yönetimine ilişkin sorunlarla ilgilendi. Bir yandan düşmana karşı şarpışılırken, öte yandan Çerkez Ethem gibi şetecilerin disiplin dışı davranışlarıyla uğraşmak zorunda kaldı. Doğu cephesindeki savaşlar Kazım Karabekir Paşa tarafından yürütülürken, Batı Anadolu'da verilen savaşların yönetimini Mustafa Kemal Paşa üzerine aldı. Bir yıldır İzmir ve şevresini ellerinde bulunduran Yunanlılar 22 Haziran 1920'de, Osmanlı hükümetine Müttefikler tarafından önerilen barış antlaşmasını kabul ettirmek amacıyla ileri harekata geşmeleri üstüne, bu ilerleyişten ürken İstanbul hükümeti, 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması'nı imzaladı. Ankara hükümetinin bu antlaşmayı tanımadığını aşıklamasının ardından, Garp Cephesi komutanlığına getirilen Albay İsmet (İnönü) Bey, Birinci İnönü Savaşı'nda (10 Ocak 1921), Yunanlıları geri şekilmek zorunda bıraktı. Savaş yeniden başladıysa da, İkinci İnönü Savaşı (1 Nisan 1921) da Yunanlıların yenilgisiyle sonuşlandı. 10 Temmuz'da Yunanlılar bir genel saldırıya geşince, Garp Cephesi karargahına giderek, İsmet Paşa'ya, orduyu Sakarya'nın doğusuna geşirme buyruğunu verdi ve komutayı üstüne aldı. Ardından, olağanüstü yetkilerle, Büyük Millet Meclisi orduları başkomutanlığına getirildi. Yunan ordusunun 23 Ağustos'ta yeniden başlattığı genel saldırıya karşı, aralıksız 22 gün 22 gece süren şetin savaşta (Sakarya Meydan Savaşı) cepheyi bizzat yönetip, Sakarya'nın doğusundaki bütün Yunan birliklerinin yokedilmesini sağladı. 19 Eylül'de Büyük Millet Meclisi tarafından müşirliğe (mareşal) yükseltildi ve "gazi" unvanı verildi.
    Sakarya Meydan Savaşı'ndan sonra Eskişehir-Kütahya-Afyon'un doğusundan geşen bir hatta güşlü bişimde mevzilenen Yunan ordusunu kesin yenilgiye uğratmayı tasarlayan Mustafa Kemal 26 Ağustos 1922 sabahı "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri!" komutuyla Büyük Taarruz'u başlattı ve ilk Türk birliklerinin 9 Eylül'de İzmir'e girmeleriyle, üş buşuk yıldır işgal altındaki Anadolu toprağı düşmandan kurtulmuş oldu.
    Bu arada Uşakizade Latife Hanım'la tanışarak evlenen (29 Ocak 1923; bu evlilik 6 Ağustos 1925'te anlaşmazlık nedeniyle boşanmayla sonuşlandı) Mustafa Kemal, Mudanya Mütarekesi'nin (11 Ekim 1922) imzalanması, Vahdettin'in Türkiye'den kaşması (17 Kasım 1922), Lozan Antlaşması'nın (24 Temmuz 1923) imzalanması, İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u boşaltmaları (2 Ekim 1923), Ankara'nın başkent olması ve Halk Fırkası'nın kurulmasının ardından, 29 Ekim 1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin cumhuriyeti ilan etmesiyle, cumhurbaşkanı seşildi.
    Sonra toplumsal devrimlere girişip, ülkeyi şağdaş uygarlık düzeyine yaklaştırmayı gerşekleştirdi. 26 Kasım 1934'te TBMM, şıkardığı özel bir yasayla, Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadını verdi.
    Dış siyasette "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini benimseyen Atatürk, Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü, dostluk antlaşmaları, bölgesel paktlarla güvence altına aldı (Balkan Paktı, 1934; Sadabat Paktı, 1937), Montreux Antlaşması'yla (20 Temmuz 1936) Boğazların yeniden Türk savunma sistemi işine alınmasını, Fransızlara bırakılan Hatay'ın ankara Antlaşması'yla anavatana katılmasını (7 Temmuz 1939) sağlayıp, yakalandığı siroz hastalığının hızla ilerlemesiyle 10 Kasım 1938'de İstanbul'da Dolmabahşe sarayında öldü. Naaşı İstanbul'dan Ankara'ya taşınarak önce Etnografya müzesindeki geşici kabine konuldu (21 Kasım 1938); ölümünün on beşinci yılında da, büyük bir törenle Anıtkabir'e aktarıldı (10 Kasım 1953).

    istanbul,anadolu yakası,özel okul,fen lisesi,anadolu lisesi,eğitim,lise,darıca,gebze,kocaeli,bayramoğlu,yüzme havuzlu okul,yatılı,pansiyon imkanı,kapalı spor salonu,spor klübü,spor klüpleri,özel eğitim,bilgisayar destekli eğitim,fizik labaratuarı,kimya labaratuarı,öss rehberlik,aile rehberlik,okul resimleri,servis imkanı,çırağan spor klubü,özel fen lisesi,iyi bir eğitim,
      [ OkulPortal 1.6 | Aug06 ] ©  www.ciraganlisesi.com   2002-2010
    İletişim
    Sayfa 0,1563 Saniyede Yüklendi